DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN'İN TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ ORTAK TEKNOPARK İMZA TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMASI

Sayın Rektör, Değerli Başkan,
Saygıdeğer Hocalarımız, Girişimcilerimiz
Kıymetli Basın Mensupları,

Türkiye hızla gelişen, dünya ticaretinde yüzde1’i aşan paya sahip, dünyanın 22inci büyük ihracatçısıdır. Türkiye artık kabuğunu kırmıştır. Sadece kantitatif bir gelişme göstermeyip kalitatif bir ilerleme de sözkonusudur.

Ülkemiz çağdaş, kentsel endüstriyel bir yapıya bürünmektedir. Geleneksel ekonomik yapılar değişmekte, özellikle endüstriyel yapı bağlamında “inovasyon” ekonomisine geçiş gözlemlenmektedir.

Bu sürecin hızlanması ve sağlıklı işlemesi için çalışıyoruz. Akademik çevreler (academia), özel sektör ve kamunun işbirliği ve etkileşim içerisinde beraber çalışması anlamına gelen “triple helix” kavramını en iyi şekilde uygulamaya geçiren ülkelerden birisi biz olacağız.

Biliyorsunuz ki, Ar-Ge harcamalarını artırmak ve daha etkin hale getirmek önceliğimizdir. Ar-Ge’yi, bir inovatif konsepte dönüştürmemiz lazım. Inovasyon konseptinin ana unsuru burada ekonomik faaliyet, ticari başarıdır. Diğer bir deyişle, Türkiye’de reel ekonominin şartlarına da baktığımızda, Ar-Ge bizim için uluslar arası rekabet ortamında bir güç çarpanı haline getirilmelidir.

Değerli Konuklar,

Bu konuları değerlendirirken üç ana unsurdan bahsedebiliriz: Birincisi, kamusal sanayi politikalarının dizaynı, ikincisi kamu-özel sektör-üniversite üçlüsünün içsel gelişim dinamikleri; üçüncüsü ise, bu üç tarafın biraraya gelmesini sağlayacak yeni yapılar, kurumlar ve networklerin gelişimidir.

İşte teknoparklar bu üç unsurun da etkin olduğu, adeta “ete, kemiğe büründüğü” yapılardır. Reel sektörün öncü kesimini oluşturan ihracatçıların şemsiye kuruluşu TİM ve saygın üniversitelerimizden Marmara Üniversitesi, Halkalı’da çok özel bir oluşum için işbirliğine gidiyorlar ve bugün bu süreci resmileştiriyorlar.

Teknopark konsepti günden güne önem kazanan, kamu otoritelerinin aktif destek sağladığı bir kurumsal yapı. Açıkcası son yasal düzenlemelerle bir model olarak ağırlığı artık pekiştirilmiştir.

Teknoparkların en önemli işleviakademik bilgi ve teknoloji transferidir. Halkalı’da kurulacak teknopark vasıtasıyla, bölgeye yerleşen firmalar bilgiye dayalı ekonomik yapıya çok kolay uyum sağlayacaklar. Kurulacak bölgenin bir özelliği de Ar-Ge ve üretimin içiçe yürütülecek olmasıdır.

Sayın Konuklar,

Teknopark süreçlerinde ön plana çıkartılan sektörlere bakıldığında, “yenilenebilir enerji kaynakları ve teknolojileri”, “bilgi üretim teknolojileri”, “biyoteknoloji ve genetik mühendisliği”, “yazılım”, “enerji teknolojileri”, “nanoteknoloji” Geleneksel teknopark kavramı ülkemizde yazılım alanında yoğunlaşmıştır. Fakat, bu yeni teknoparkla, daha geleneksel imalat sanayi, hem Ar-Ge hem de üretim yapacağı bir merkeze kavuşmuş olacak. Malumunuz, Moda Akademisini de içeren proje kapsamında, öngördüğümüz İstanbul Tekstil Araştırma ve Geliştirme Merkezi yeni kurulacak teknopark içinde yer alacaktır.

Bundan sonra rota ne olacaktır? Güzel bir projeye imza atılıyor. Ülkede bazı şeyler gelişiyor, kamuoyunda farkındalık ve duyarlılık gelişiyor. Bunun yanında bazı boyutlara daha fazla eğilmemiz lazım.

Biliyoruz ki, teknoparkların kurumsal merkezini kurucu şirket oluşturuyor. Bahsettiğimiz teknoloji transferi işlevini bu şirket oluşturuyor. İnovasyon sürecinin ilk etabını bu şekilde hayata geçiriyoruz. Fakat inovasyon süreci sadece bilimsel bilgi birikimi, teknoloji geliştirme ile ilgili değil. Ticari başarı da lazım. İşte meselenin bu yönü üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Fikirle finansı buluşturmamız lazım. Yenilik için sermaye gerek, sermayeye yenilik gerek. Özkaynaklarla, nakit akışı ile finansman zor bir mesele. İnovasyona yönelik finansal enstrümanlar üzerinde çalışmazsak önemli bir unsuru gözardı etmiş olacağız.

“Rrisk sermayesi” burada ana araç. Piyasaya yeni giren, çoğunlukla riski yüksek, inovatif bir fikri ticari başarıya dönüştürmek isteyen firmalar kronik özkaynak sıkıntısıyla karşıkarşıyadır. Gelirler son derece düşük, harcamalar yüksektir. Harcamaların gelirleri aştığı,tohum sermayenin (seed capital) hızla eridiği bu başlangıç döneminde yatırımcılar, aile, arkadaş ve kendi özsermayeleri (Founder, Family, Friends) ile beklenti olmaksızın finans-bilgi desteği sağlayan kişilere (Angels) bağımlıdırlar. Yoksa, literatürdeki deyimiyle bu firmalar ölüm vadisine (valley of death) girerler, bir daha da çıkamazlar. Yeni firmalar, hayatlarını idame ettirebileceklerini kanıtladıklarında, yüksek riskli girişimlere profesyonel destek sağlayan yatırımcılara ihtiyaç vardır.

Risk sermayesi bu itibarla hayati öneme sahiptir. Bu itibarla, teknoparklar, yatırımcıları firmalarla buluşturacak bir networking kabiliyetini geliştirmek zorunda olmalılar. Risk sermayesi yatırımcıları yüksek riske karşılık yüksek gelir beklerler. Kar beklentisi ne denli yüksekse, yeni firmayla mülkiyet ilkişkileri o denli yoğunlaşır. Bu sebeple, risk sermayesi daha ziyade yazılım, diğer fikri mülkiyet ürünleri, biyoteknoloji gibi alanlarda yoğunlaşır. Fakat geleneksel imalat sanayisinde faaliyet gösteren, yüksek riske karşılık, üç veya beş senelik bir yatırım döngüsünü neticesinde muazzam karlar getirmeyecek firmalar nasıl sermaye bulacaklardır? Bu ikinci kategoride yer alan firmalar Türkiye’de doğal çoğunluğu oluşturacaklardır.

Burada gelişmiş ülkelerdekine benzer bir yaklaşım işe yarayabilir. Business Angels olarak tabir edilen modelde, finansal-yönetimsel ve bilgi desteği minimum karşılıkla sağlanır. Bu model batıda özellikle özel amaçlı yatırım araçlarının (SPV – Special Purpose Vehicle) gelişimi çerçevesinde risklerini paylaştıran yatırımcılara ağırlık verir. Bizdeki piyasa ve piyasa araçları o denli sofistike değildir. Türkiye’de kamusal nitelikteki bankaları ve kamusal nitelik taşıyan firma örgütlerini (TOBB ve TİM) bu işe angaje edebiliriz. Özel amaçlı bir ortaklık (Banka ve Meslek Örgütü arasında), bilhassa BDT coğrafyası ve Körfez ülkelerinde yerleşik yatırımcılara karlı ve istikrarlı bir SPV alternatifi sunabilirler.

Sayın Hocalarımız, Saygıdeğer İhracatçılar,

Sözün özü, bugün temelini oluşturduğumuz bu teknopark, sadece bir rol modeli değildir. Türkiye’nin geleceğine yapılan ortak bir yatırımdır. Sermaye ve sermaye araçları ne denli güçlenir, çeşitlenirse o denli başarılı oluruz. Bu ihtiyaçları da karşılamak için özgün çözümler de üreteceğiz. Finansal alanda da inovatif olmak zorundayız. Bu parlak ortaklığın oluşmasında emeği geçen herkesi can-ı gönülden kutluyorum. Onlara, sadece girişimciler adına değil, geleceğe ümitle bakan tüm halkımız adına teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.